Oyun anlatısı olarak başladı, sonra kaçıp kendi başına bir şeye dönüştü

Bir noktada bir oyun dünyası için arka plan metni yazmak istemeyi bıraktım; onun yerine o dünyanın en eski kitabını yazmak istediğimi fark ettim.

Proje daha eski bir oyun fikrinden doğdu ama ayakta kalan, oynanış mekanikleri değil onların altındaki mitoloji oldu: kusurlu bir yaratılış, çatışmalarıyla dünyayı yaralayan tanrılar, şarkıyla taşınan ruhlar ve tam anlamıyla yok oluş sayılmayacak son bir sessizlik.

Şu anki hâli, geleneksel bir fantastik romandan çok mitik bir tarihe yakın.

Okura arka planı anlatabilmek için o dünyanın içinde dolaştırılan bir karakter yok. Anlatılan tarih, hikâyenin kendisi.

Yedi

Sürekli geri döndüğüm fikirlerden biri şu: Yedi, yaratılmasına yardım ettiği her canlı ruh için şarkı söylüyor.

Her hayatın bir ezgisi var.

O hayat sona erdiğinde ezgi susuyor ve ruh Sessizler’den biri oluyor.

Böylece Büyük Sessizlik, yalnızca şiirsel bir söz olmaktan çıkıp ölümden sonrasının gerçek biçimine dönüşmeye başladı.

Tanrılar arasındaki çatışma yaratılışı parçaladıktan sonra küçük hayatlar sürsün diye Yedi sonunda kendini feda edebilir. Bu temeldeki hüznü seviyorum: Hayat, yaratılış kusursuzca başarıya ulaştığı için değil; bir şey, o başarısızlığın içinde şarkı söylemeyi seçtiği için devam ediyor.

Bunların hiçbiri buraya yazdım diye kesinleşmiş değil. Proje hâlâ fikirlerin yavaş yavaş kalıcılaştığı bir aşamada.

Nasıl bir dil arıyorum

İstediğim tonun altında hüzün var ama umutsuzluk yok.

Cesaret, hayranlık, dehşet, şefkat ve zaman zaman umut bulunmalı; yine de temel ses, onu ilk söyleyenler çoktan gittikten sonra hatırlanan bir ilahiye yakın olmalı.

Metnin ihtişamı ve okurla arasındaki mesafe bakımından Tolkien elbette açık bir etki. Fakat taklit benim için faydalı değil. Mitik bir anlatıya ağırlığını neyin verdiğiyle daha çok ilgileniyorum: söz dizimi, hafıza, tekrar, adlandırma, ölçülülük ve olayların onları korumaya değer bulan insanlar aracılığıyla bugüne kaldığı hissi.

Türk mitolojisine ve anlatmayı, bir şeyin kaybolmasını önlemek için üstlenilmiş bir görev sayan sözlü geleneklere de yer açmak istiyorum.

Neden burada

Bu, sıradan bir yazılım portfolyosunda sessizce başka bir sekmeye saklanacak türden bir proje.

Zaten kişisel bir site istememin sebeplerinden biri de bu.

Hayatımın teknik ve edebî taraflarını ayrı kişilikler gibi yaşamıyorum. İkisinde de yaptığım şey çoğunlukla sistemlere takılmak: Bir protokol farklı uygulamalar arasında anlamını nasıl korur? Bir mitoloji anlamını kuşaklar boyunca nasıl taşır? Bir dünya, kendi içinden hikâyeler doğuracak kadar güçlü kuralları nasıl geliştirir?

Malzemeleri farklı.

Ama dürtü kuşku uyandıracak kadar benzer.