Canlanan bir amfora

Blood and Clay, masaüstünde yaşayan küçük bir gladyatör oyunu fikri olarak başladı. Sonra sevdiğim projelerin tehlikeli huylarından birini edindi: kendine fazlasıyla belirgin bir kimlik buldu.

Temel hayal şu: Antik çömlek motifleriyle süslenmiş bir oyuna bakmıyorsunuz.

Bir biçimde hareket etmeye başlamış çömleğin kendisine bakıyorsunuz.

Karakterler, durumlar, olaylar, ilerleme ve sonunda gladyatörün bütün geçmişi; Yunan ve Roma siyah figürlü çömlek sanatının diliyle kilin üzerine resmedilmiş gibi görünmeli.

Bu tek fikir, zamanla neredeyse diğer bütün kararları yönlendirmeye başladı.

Üzerinde durup durduğum şey

Siluetleri, siyah astarı, çatlakları, aşınmayı, bezemeleri, pişmiş ve pişmemiş kili, yazının boyalı figürlerin yanında nasıl duracağını ve oyun anlaşılmaz hâle gelmeden modern arayüzün ne kadarını silebileceğimi düşünmeye gülünç denecek kadar çok zaman harcadım.

Amaç tarihsel bir canlandırma yapmak da değil, antik Yunan kostümü giymiş sıradan bir boşta ilerleme oyunu yapmak da.

Arayüz, anlatı ve dünya; antik çağdan bir ressam animasyonu keşfetmiş, talihsiz bir şekilde oyun arayüzleri hakkında da fazlasıyla bilgi edinmiş gibi hissettirmeli.

Oyunun küçük sürümü özellikle kendi hâlinde ilerleyecek. Oyuncu masaüstünde ince, yatay bir şerit bırakabilmeli; sürekli seçim yapmak yerine arada bir gladyatörün ne yaptığına göz atabilmeli.

Tarih olarak kil

En sevdiğim fikirlerden biri, malzemenin karakteri hatırlamasına izin vermek.

Çatlaklar birikebilir. Yüzey aşınabilir. İlerleme, ayrı bir soyut menü olmaktansa kabın kendisine işlenebilir. Karakterin ilerleyen hayatı, oyuncunun başladığı temiz yüzeyden çok arkeolojik bir nesneye benzeyen bir iz bırakabilir.

Bu, bitmiş oyuna verilmiş bir söz değil; tasarım alanında dolaşan bir fikir. Yine de hangi özelliğin bu dünyaya ait olduğunu anlamama yardım ediyor.

Amforayı daha canlı, daha yaşanmış ya da daha kişisel hissettiriyor mu?

Hayırsa, var olmak için gerçekten iyi bir gerekçeye ihtiyacı var.

İşin daha az romantik tarafı

Blood and Clay, güçlü bir hayale sahip olmakla yayımlanabilir bir kapsama sahip olmak arasındaki can sıkıcı farkı bana öğreten projelerden biri.

Vizyon bana kolay geliyor. Bir şeyin ne olmak istediğini anladığım anda, onun sonuçlarını neredeyse sonsuza dek keşfetmeye devam edebilirim.

Ta ki her sonuç bir gereksinime dönüşene kadar bu çok faydalı.

Bu yüzden şimdi yapılması gereken projeye daha fazla kimlik eklemek değil. Yeterince kimliği var.

Asıl mesele, o kimliği başka birinin eline gerçekten ulaştırabilecek en küçük sürümü seçmek.

Ben de hâlâ o sürümün ne olduğunu bulmaya çalışıyorum.

Bu sayfa, cevabın en başından beri apaçıkmış gibi davranmak yerine alınan kararları kaydettikçe muhtemelen daha faydalı olacak.